Gizli Forum ST



Anlayışınız İçin Teşekkür Eder.. İyi Forumlar Dileriz
www.gizli.forum.st
Gizli Forum ST

Gizli Forum Video, Program, Eğlence, Yaşam, Fıkra, Resim, Mp3, Türkiye, Dinimiz İslam, Cep Telefonu Programları, Oyunlar, Temalar, aşk, Fal, burç, spor

Giriş yap

Şifremi unuttum

Anket

Sitemizi Nerden Buldunuz?
50% 50% [ 1 ]
0% 0% [ 0 ]
0% 0% [ 0 ]
0% 0% [ 0 ]
0% 0% [ 0 ]
0% 0% [ 0 ]
0% 0% [ 0 ]
50% 50% [ 1 ]

Toplam Oylar : 2

Tarihte Bugün


Tarihte Bugün v.7.0

En çok konu başlayanlar

En son konular

» deneme
Ptsi Mart 19, 2012 3:09 am tarafından KaRaKuLe

» 18 Mart 1915 Çanakkale Deniz Zaferi Kutlu Olsun!
C.tesi Mart 17, 2012 11:33 am tarafından KaRaKuLe

» 8 Mart Dünya Kadınlar Günü Kutlu Olsun! (2012)
Perş. Mart 08, 2012 3:47 pm tarafından KaRaKuLe

» En Güncel 2012 Dns Ayarları ve Sunucu IP Numaraları
Ptsi Mart 05, 2012 7:57 pm tarafından KaRaKuLe

» Dünyanın En Yaşlı İnsanı Osmanlı Doğumlu
C.tesi Şub. 25, 2012 12:50 pm tarafından KaRaKuLe

» Revolver | Full Film | 2005 |
C.tesi Şub. 25, 2012 12:44 pm tarafından KaRaKuLe

» Kemal Sunal - Koyden Indim Sehire 1974 ( Full Tek Parça )
C.tesi Şub. 25, 2012 12:43 pm tarafından KaRaKuLe

» Hababam Sinifi Uyaniyor 1976 ( Full Tek Parça )
C.tesi Şub. 25, 2012 12:42 pm tarafından KaRaKuLe

» Cem Yılmaz - Yahşi Batı HQ (Full Film)
C.tesi Şub. 25, 2012 12:41 pm tarafından KaRaKuLe

Aralık 2018

PtsiSalıÇarş.Perş.CumaC.tesiPaz
     12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930
31      

Takvim Takvim

Anahtar-kelime


    Memlükler

    Paylaş
    avatar
    KaRaKuLe
    Kurucu

    Kurucu

    Erkek Kova Ejderha
    Mesaj Sayısı : 442
    Yaş : 30
    Nerden : Ankara
    Lakap : Kara
    Ruh Haliniz :
    Kan Grubunuz : 0 Rh+
    Puan : 1165
    Reputation : 1
    Kayıt tarihi : 03/09/08
    Takımınız :

    Memlükler

    Mesaj tarafından KaRaKuLe Bir Cuma Şub. 24, 2012 3:15 am

    Her neferin en yüksek mevkie çıkması mümkün olan bu Türk Devleti, Arapça
    kaynaklarda daima Türkiye Devleti (=ed-Devletü't-Türkiyye) olarak
    zikredilmektedir. Memlük Devleti teşkilâtında en kabiliyetli gençlerin
    sivrilmeleri, idare tarzının esasını teşkil ettiği cihetle, ancak
    fevkalâde hasletlere sâhip kimseler işbaşına geçebilirdi. Bu yüzden
    akranları arasında en mümtaz olanlardan seçildikleri gibi, gayet itinalı
    bir askerî terbiyeye tâbi tutulmak suretiyle yetişen emîrlerin, Bahriye
    Memlükları'ndan ayrı olarak teşkil ettikleri gruplar sayesinde, devleti
    merkezîleştirerek, teşkil ettikleri ordular, yakın-Doğu tarihinde mühim
    bir rol oynamağa muvaffak olmuş, Mısır ise, her türlü tecavüzden masun
    kalarak iktisaden ve fikren mütemadî bir surette inkişâf etmiştir.
    Bununla
    beraber, başlangıçta ufak iktâlara sahip olan onlar, yüzler
    emirlerinin, hârici tehlikeler karşısında birleşmelerine rağmen,
    birbirleri ile olan rekabetleri sebebiyle ayrı ayrı hususî Memlük
    grupları teşkil etmeleri, kuvvetleri gittikçe azalan Bahriye
    Memlükları'nın zararına oldu.
    Bahriye Memlükleri'nin ilk sultanı olup
    el-Melikü's-Sâlih'in Türk asıllı dul zevcesi Şeceretü'd-Dürr ile
    evlenerek iş başına geçen Aybey et-Türkmânî (1250-1257), başlangıçta
    Bahriye Memlükleri'nin muhâlefeti ile karşılaştı. Zira el-Melikü's-Sâlih
    âilesine sâdık kalan bu grup, Aybey'in Atabey olarak kalacağını,
    devletin başına da Eyyübiler'den bir melikin getirileceğini ümid ediyor
    idi. Oğuz-Türkmen grubu ile Bahriye Memlükları arasında çıkan
    anlaşmazlık dikkate şayandır. Aybey'in yeni bir Memlük Grubu
    (=el-Muizzî) teşkil etmesinin, bu muhâlefeti arttırdığı söylenebilir.
    Nitekim, karşı koyup şiddetle cezalandırılan Bahriyeliler'den bir kısmı,
    Suriye'deki feodal Eyyübî meliklerinin yanına gittiği gibi, diğer bir
    kısmı da Kerak, Dımaşk (Şam) ve Filistin'e yayılmış, yüz otuz Bahriyeli
    de Anadolu Selçuklu Sultanına ilticâ etmiştir.
    İşte bu
    Bahriyeliler'den Dımaşk'a sığınanlar Eyyübîler'den el-Melikü's-Sâlih
    İsmail (1202-1251)'i Atabey'e karşı teşvik etmişlerdi. Fakat
    Oğuz-Türkmenlerin yardımını sağlayan Aybey, kendisine karşı harekete
    geçen Eyyübî meliklerini Abbâse'de mağlup etmeğe muvaffak oldu. Fakat
    çok geçmeden, Aybey'in Kıpçak veya Harezmli kölesi, Saltanat Nâibi
    Kutuz, Muizzîler'le birlikte hareket ederek, Aybey'i bertaraf etti ve
    Bahriyeliler'in Mısır'a gelmelerini sağladı.
    Bu suretle Bağdad'ı alıp
    Abbasî Hilâfetine son veren Moğollar'ın sebep oldukları siyasî buhran
    sırasında Muizzî ve Sâlihîler'in gayretleriyle iş başına geçen Kutuz
    (öl. 1260), Bahriyeliler'i kendi tarafına çektiği gibi, mühim bir mânevî
    nüfüz kazanarak, Gürcü ve Ermeni süvarileri tarafından desteklenen
    Moğollar'ı Ayn Câlüt'ta müthiş bir hezimete uğrattı (1260). Memlükler
    gibi İslâm âlemi için Ayn Câlüt savaşının maddî ve manevî sonuçları
    büyük oldu.
    Moğollar'ın Suriye'den sonra Mısır' da elde ederek,
    Franklar ile işbirliği yapmaları önlendiği gibi, yerli halkın
    Memlükler'e karşı itimadı arttı; Mısır, Türkler sayesinde, İslâmiyetin
    ve Moğollar önünden kaçan halkın yegâne melcei (sığınağı) hâline geldi.
    Fakat, Kutuz'un da yeni bir Memlük grubu kurması aleyhine oldu. Kendi
    soyundan Borlular'ın desteklerini sağlayan Baybars, Kutuz'u öldürüp (22
    Ekim 1260) Bahriyeliler'in yeniden iş başına geçmelerini sağladı.
    Kıpçak
    boylarından Borç-oğlu veya Borlu boyuna mensup olup Ayn Câlüt'ta esas
    rolü oynayan Baybars et-Türkî (1233-1277), ilk iş olarak, Kutuz'un
    koymuş olduğu ağır vergileri kaldırdı; Bahriyeliler'e iktâlar verdi.
    Ayrıca irsî reislerinin emir ve idaresi altında yaşayan Türkmen boy ve
    uluslarını, küçük parçalara ayırarak, ayrı ayrı sahalara iskân etti
    (1264).
    Bütün geçitler, dar boğazlar Türkmenler (sonradan: Halep ve
    Şam Türkmenleri) tarafından tutulduğu gibi, sahiller de diğer Türkmen
    gruplarının (Lübnan'da: Kesrivan Türkmenleri) kontroluna geçti. Baybars,
    el-Melikü's-Sâlih gibi Memlük Devletini merkezîleştirmeğe çalışarak,
    idarî, askerî ve ticarî bakımdan büyük faydalar temin eden bir takım
    tedbirler aldı; yeni bir teşkilât kurdu; kendi ismine nispetle ez-Zâhirî
    adını alan ırkdaşlarından mürekkep yeni bir Memlük grubu meydana
    getirdi.
    Öte yandan Moğollar'ın istilâsında bulunan yerlerden gelmiş
    Türkler, Memlük Sultanlığı'na ilticâ ederek, para ve zeâmet karşılığı
    askerî grupları teşkil ettiler. Bu suretle belli-başlı iktâlara sahip
    olmak suretiyle gitgide çoğalan Memlük grupları, çok geçmeden, kendi
    beylerinin emrinde, devletin mukadderatına hâkim olmakta geçikmediler.
    Baybars,
    bilhassa, Hıristiyanlar ile Ayn Câlüt'un intikamını almak hevesinde
    olan Moğollar'ın müşterek bir hareketlerini göz önünde tutmuş, kuzeyde
    Küçük Ermenistan krallığı, sahillerdeki Franklar, Kıbrıs Krallığı,
    nihayet tâkip ettiği sünnî siyaset yüzünden Suriye ve Mısır'daki
    İsmâîlîler, Nuseyrîler gibi kuvvetli şiî unsurlarla savaşmak zorunda
    kalmıştır.
    Baybars'ın ölümü üzerine (1277), yerine oğlu Berke, sonra
    da Sülemiş geçmiş ise de, bunları bertaraf eden Kıpçaklı Kalavun (öl.
    1290), Moğollar ve Franklar'la savaşmış, Kastilya Kralı Alfons ve
    Sicilyalı Jacob ile bir nevi tedâfüî ittifak yapmıştır. Ayrıca Şamamüm
    emrindeki Nubyalılar ile de savaşan Kalavun, 1290'da Akkâ'yı fethe
    hazırlanırken vefât etmiştir.
    Kalavun ve halefleri 1382'ye kadar beş
    nesil boyunca hüküm süren bir nevi saltanat-hânedânı kurmağa çalışmış ve
    bunda da muvaffak olmuştur. Ancak hânedânını devam ettirmek gayesiyle,
    el-Melikü's-Sâlih'i taklit ederek, Türk Memlük gruplarının varlığına
    rağmen, ayrı cinsten olan Çerkesler'den yeni bir Memlük grubu teşkil
    etmesi neticesinde, hânedânı bu Memlüklara istinad ettiği cihetle,
    Karadeniz limanlarında kurulmuş olan büyük pazarlardan, Venedik ve
    Ceneviz gemileri ile Mısır esir pazarlarına sevk edilen Çerkes
    memlükları gittikçe çoğalarak zamanla Mısır'ın mukadderatını ellerine
    geçirdiler.
    Kalavun'un on iki bin Memlük arasında seçerek el-Mukaddem
    dağından derin bir hendek ile ayrılmış olan Kal'atu'l-Cebel (=dağ
    kalesi)'e yerleştirdiği üç bin yediyüz Âs ve Çerkes, kale burçlarına
    nispetle Burcîye Memlükları (=el-Memâlîku'l-Burcîyye) adını aldı. Hemen
    ilâve edelim ki, Çerkesler'in gittikçe çoğalıp diğer Memlüklar'a
    üstünlük sağlamaları hususu, çok geçmeden Kalavun-oğulları'nın da dikkat
    nazarlarını çekti.
    Filvâki, hükümdarlar yeni Memlük grupları teşkil
    ederek muvazene tesisine muvaffak olmuşlarsa da, gerek bu grupların,
    gerekse yeni unsurlarla beslenmek suretiyle teşekkül eden Türkmen
    gruplarının Çerkesler'le mücadelesi Berkuk'un zamanına kadar devam etti.
    Büyük Türk hükümdarı el-Melîku'n-Nasır Mehemmed (1293-1341) üçüncü
    saltanatında Çerkes Memlükların çoğalmaları meselesini ele aldı.
    1315
    senesinde tanzim ettirdiği Kadastro (Revku'n-Nâsırî)da mevcut on beş
    vilâyetin Çerkesleri'ni tespit ettirerek, kimliklerini araştırdı;
    sayılarını azalttı. Bunun üzerine Mısır ve Suriye'nin belli başlı önemli
    noktalarını ellerine geçirmeğe muvaffak olan Şam ve Halep Türkmenleri,
    Memlük ümerâsı arasında yeniden mühim bir mevki elde etmeğe başladılar.
    Nitekim,
    Mısır-Anadolu münasebetlerinin çok sıklaştığı bir devirde, Kosun,
    Şeyhün, Altunbuğa, Aydoğmuş ve Mancak gibi Anadolulu emirler (=er-Rümî),
    bu devir olaylarında önemli roller oynadıkları gibi, Türkçe de dinî ve
    hukukî sahalarda büyük bir önem kazandı. Mısır'a gelen bu Türk ümerânın
    teşkiline muvaffak oldukları Memlük grupları, umümiyetle, muhtelif Türk
    boy ve oymaklarına mensup Türkmenler'den teşekkül ediyordu; bunların
    Mısır'a gelmelerine de, el-Melîku'n-Nâsır Mehemmed'in Güney Anadolu
    beylikleri, bilhassa Karaman-oğulları ile yakın teması sebep olmuş idi.
    Öte
    yandan el-Melîku'n-Nâsır'ın Deşt-i Kıpçak ile olan diplomatik
    münasebetleri, Altunordu hükümdarları üzerinde Müslümanlık bakımından
    mühim tesirler icrâ ettiğinden Kırimî, Sarâyî, Gülüstânî nisbelerini
    kullanan bu mıntıka halkından bir kısmı, Mısır'a gelerek, Memlük
    Sultanlığı'nın hizmetine girmişlerdir. Melîku'n-Nâsır'ın batı hakkındaki
    bilgisi de gayet geniş idi. Nitekim, 1336'da Kahire'ye gelen Johannis
    de Mandeville, el-Melîku'n-Nâsır'ı görüp onunla mülâkat etmiş ve bu
    sultanın batı hakkındaki fikirlerini öğrenerek hayrete düşmüş idi.
    Umümiyetle
    Hanefi mezhebinde olup el-Melîku'n-Nâsır'a bağlı bulunan Suriye'nin
    seçkin Nâibleri (=Vali), bu hükümdarın vefâtını müteâkip (1341),
    oğullarının Memlük Sultanlığı tahtına çıkmalarında mühim roller
    oynadılar, fakat Halep ve Şam Türkmenleri'ne istinad etmek suretiyle
    1360'da Nâsır'ın oğlu Hasan'ı bertaraf eden Nâiblerden Yulbuga el-Umerî,
    saltanat nâibi olarak, Memlük Sultanlığı'nın mukadderatına hâkim oldu;
    Aybey, Kutuz ve Kalavun'u taklid ederek, satın aldığı kölelerden
    Çerkesler'in ekseriyette bulunduğu yeni bir Memlük grubu (=Yulbugâviye)
    teşkil etmekle mevkiini sağlamlaştırmak istedi. Bununla beraber,
    Türkmenler'e mensup emirler, Kalavunoğulları'nı da elde etmek suretiyle,
    bu yeni Memlük grubu ile mücadeleye giriştiler; bunlardan biri olan
    Taybuga et-Tavil (uzun), bütün nüfuzu elinde toplayarak Yulbuga'yı
    öldürttü (1367). Yulbugâviyeler Suriye'ye sürüldü.
    Kahire'deki
    malları müsadere edildi. Fakat, Memlük Sultanı Şâban'ın bir süre sonra,
    Yulbugâviler'i Mısır'a çağırması, bunların yeniden çoğalarak
    nüfüzlarının artmasına ve çok geçmeden kendi şefleri Berkuk'un etrafında
    toplanmalarına sebep oldu.
    İşte Yulbugâviyeler'in tabiî şeflerinden
    biri olan Berkuk, efendisi Yulbuga'yı taklid etmek suretiyle, satın
    aldığı kendi cinsi Çerkesler'den yeni bir Memlük grubu teşkil etmeğe
    muvaffak oldu. Zâhirî Memlükları (=Memâlîkü'z-Zâhiriyye) ismini alan bu
    Memlük grubu, gittikçe çoğalarak, Mısır'daki Çerkes ekseriyetinin
    artmasına ve hâkimiyetin bunlara geçmesine sebep oldu.
    Bu suretle
    Çerkesleri iş başına getirmeye muvaffak olan Berkuk, kara yollarının
    emniyetini ve ticâret kervanlarının sâlimen Mısır'a gelmelerini temin
    ettiğinden el-Kârimî tüccârlarının da desteği ile 1382'de saltanata
    geçti. fakat Mısır'ın mukadderatını ellerinde bulunduran Türk
    emirleriyle çarpışmak zorunda kaldı. Yulbuga en-Nâsırî ve Mintaş gibi
    Türk emirleri ile yaptığı savaşları kaybederek tahttan indi ise de, bu
    iki Türk emirinin aralarında zuhur eden rekabet yüzünden, 1390'da
    yeniden saltanata geçti.
    Bununla beraber, Türk potası içinde eriyen
    Berkuk, iyi bir diplomat olarak, Timur' karşı Bayezid, Kadı Burhaneddin
    Ahmed ve Altun Ordu hükümdarı Toktamış Han ile anlaştı; Celâyirli
    hükümdarı Sultan Ahmed'i müdafaa etti. 20 Haziran 1399'da vuku bulan
    ölümü ile bütün bu ittifaklar dağıldı. XIV. yüzyıl Yakın-Doğu tarihinin
    mühim simalarından biri olup siyasî ve iktisadî buhranların iş başına
    getirdiği Berkuk, rakiplerinden Timur'un kuzeyde Toktamış, Bayezid'in
    batıda Macarlar ve Haçlılarla meşgul olduğu bir sırada, dahilî
    mücâdeleler ile yıpranan Memlük Sultanlığı'nı merkeziyetçi bir devlet
    haline sokmuş, Osmanlılar tarafından da bazı hususları benimsenen Memlük
    teşkilâtını bir kat daha kuvvetlendirmiştir. Fakat, Türk millî şuüruna
    yabancı olmadığı anlaşılan Berkük'un bütün meziyetlerine rağmen, kendi
    cinsi olan Çerkesler'i iş başına getirmek maksadıyla, Türk emirlerine
    karşı giriştiği mücâdele, Memlük Sultanlığı'nın âtisi için faydalı
    olmamış, Türk ve Çerkes rekabetinin doğurduğu ayrılık ise devleti
    temelinden sarsmıştır.
    Esasen, Türkler'e üstünlük temin etmiş görünen
    Çerkesler, Memlük Sultanlığı'nı lâyıkı veçhile, temsil edememişler,
    kendilerine yeni bir ufuk açmak gayretiyle Türkler'in teşkilâta müstenid
    hayatiyetine son veren Berkük'un ölümü ile meydana çıkan yeni siyasî ve
    iktisadî buhranlar karşısında da âciz kalmışlardır. Nitekim, yerine
    geçen oğlu Ferec (öl. 1412) zamanında Osmanlılar, Güney Anadolu
    şehirlerini zapta başladıkları gibi, Şam Timur'un eline düşmüştür.
    Şam'da
    öldürülen Ferec'den sonra memleket tamamen bir keşmekeş içinde
    kalmıştır (1412). Ferec'den sonra tahta geçen el-Melîkü'l-müeyyed
    (1412-1421) ve Tatar (1421) istisna edilecek olursa Memlük Sultanlarının
    en büyüklerinden biri Baybars (1422-1438)'dır.
    Baybars, bilhassa,
    kendi hakkında propaganda yapan Cânî Bey es-Süfî ile uğraştı, 1424-26
    seferleriyle Kıbrıs'ı zapt ettirerek, Kral Janus'u esir etti; yeni bir
    ticaret politikası takip ederek, bâzı maddeleri inhisarı altına aldı;
    fakat bu tedbirler, ticaretin sukutuna sebep olmuştur. Nitekim, bu
    yüzden Mısır ve Suriye şehirleri âdeta boşaldı. 1438'de hastalıktan ölen
    Baybars'dan sonra Memlük tahtına çıkan Çakmak (öl. 1453), Aynal
    (1453-1461), Hoşkadem (1461-1467), Kayıtbay (1468-1495) nihayet Kansuh
    el-Gürî (1501-1516), Osmanlılar'la rekabete girişmek, Dulkadır ve
    Ramazan-oğulları'nı himâye etmek, Kıbrıs ve Akkoyunlular'la
    münasebetlerde bulunmak suretiyle devirlerini tamamladılar.
    Kansuh'un
    Osmanlılar'la ilişkisi dostane olmuştur. Fakat İran'la savaşta bulunan
    Yavuz Sultan Selim'e karşı Şiî Şah İsmail'i desteklemesi aleyhine oldu.
    Merci Dâbık'da yapılan savaşta (24 Ağustos 1516) atından yere
    yuvarlanarak öldü. Merci Dâbık savaşından sonra Mısır'a kaçabilen bir
    kısım Memlük ümerâsının gayretiyle Tumanbay Memlük Sultanı ilân edilmiş
    ise de (Kasım 1516), Ridaniye'de yapılan savaşı kaybetmiş, Memlük
    ordugâhı Osmanlılar'ın eline geçmiştir (23 Ocak 1517). Tumanbay'ın ele
    geçirilip Kahire'nin Züveyle kapısında asılmasıyla, iki yüz altmış yedi
    senedir devam eden Memlük Sultanlığı sona ermiştir (13 Nisan 1517).
    Yavuz
    Sultan Selim Han, İstanbul'a avdetinden evvel Kahire'deki bazı hükümdar
    oğulları ile Halife III. el-Mütevekkil ale'llâh Muhammed ve
    akrabalarını, nüfüzlu âlim, şeyh ve beylerden bir kısmını, Mısır'ın
    sayılı mimar, mühendis, tüccâr ve sanat erbâbından bir haylisini, deniz
    yolu ile İstanbul'a göndermiştir. Bu arada, Memlük Sultanlığı'nın tarihe
    ve teşkilâtına ait kitaplar da İstanbul'a sevkedilmiş, Kansuh
    el-Gürî'nin oğlu Muhammed de payitahta gönderilmiştir.
    Türkçe'nin
    XIV. yüzyılda birdenbire büyük bir inkişâfa mazhar olarak Suriye ve
    Mısır dahil bütün Orta-Doğu'ya yayıldığını, birçok müelliflerin, Arapça
    ve Farsça'nın yerine geçen bu dille yazdıklarını ve eserlerini Türk
    beylerine veya vâli ve hükümdarlara ithaf ettiklerini görüyoruz.
    Bilhassa, Mısır ve Suriye'ye hâkim olan Memlüklu Sultanı
    el-Melikü'z-Zâhir Seyfeddin Berkuk devrinde (1382-1399) Türkçe'nin
    gittikçe önem kazanması, hattâ hukukî (=kazâ) meselelerin bile bu dille
    konuşulması, çok dikkate şâyândır.
    Nitekim, hukukî meselelerde Hanefî
    kadılarla Türkçe konuşan Berkuk, birçok eserin bu dile tercüme
    edilmesini emrettiği gibi, Memlüklu nâib (=vâli)leri de, kendi adlarına
    Türkçe eser yazdırmışlar veya tercüme ettirmişlerdir. Kemal-oğlu İsmail,
    1387'de ilk Ferah-Nâme'yi Trablus-Şam Nâibi Mîr Gâzî namına; Berke
    Fakîh Kitâb İrşâdu'l-mülük ve's-selâtin adlı eserini, Memlük
    Nâibleri'nden Seyfeddin Becmân, Manzüme'sini de Altubuga el-Çobânî
    namına yazmıştır.
    Öte yandan, Türkçe Yüz Hadîs'i yazan ed-Darîr,
    Vâkıdî'nin Futühu'ş-Şam'ını 1393'de Halep Nâibi Çolpan namına tercüme
    etmiş, Tolu Bey'in isteği üzerine de Ok atmak ilmi hakkında Türkçe bir
    eser kaleme almıştır. Nihayet, Seyf Sarâyî de, Sa'dî'nin meşhur
    Gülistan'ını Memlük emirinden biri namına Türkçe'ye tercüme ettiği gibi,
    baş-hassekî Demür Bey namına Münyetü'l-guzât adında Türkçe bir eser
    kaleme almış ve Kitâb baytaru'l-vâzıh Türkçeye tercüme edilmiştir.
    1421'de Türkçe konuşulan Mısır'da fıkıh hakkında Türkçe bir kitap (Kitâb
    fi'l-fıkıh bi-lisâni't-Turkî) yazılmıştır.
    XV. ve XVI. yüzyıllarda
    Türkçe, devletin resmî dili olarak mevcüdiyetini muhafaza etmiş, Kansuh
    Gürî'ye kadar Memlük Sultanları namlarına Türkçe eserler tercüme
    ettirdikleri gibi, bâzıları da, bizzat Türkçe eserler kaleme almış veya
    Osmanlı tarzında şiir yazmışlardır. Baybars, Aynî (öl. 1451)'nin
    Ikdu'l-Cumân adlı eserini Türkçe'ye çevirmişti. Hattâ Aynî, Arapça
    eserini Türkçe olarak Baybars'a okurdu. Kansuh da, Malatya vâlisi iken
    Osmanlı Türkçesi tarzında şiirler yazmış, II. Bayezid'e Türkçe mektuplar
    göndermiştir. Onun zamanında İbrahim Gülşenî Mısır'a giderek, Türkçe
    risâleler kaleme almıştır. Mısır ve Suriye'de konuşulan Türkçe son
    zamanlara kadar devam etmiştir.



    LüTFeN;
    FORUM KURALLARINI OKUMADAN PAYLASIM YAPMaYINIZ!!!
    PaYLaSTIGINIZ KONULARI iLGiLi BÖLÜMLERE ACMAYA ÖZEN GöSTERiNiZ!!!
    HAKARET VE KÜFÜR ICEREN MESAJ YAZMAK YASAKTIR, YORUMLARINIZA DIKKAT EDINIZ!!!
    ARTNIYETLI KIŞILER SON SÖZÜM SiZLERE; KESiNLiKLE ViRüSLÜ PAYLASIM VEYA REKLAMLA KARSIMA CIKMAYINIZ, AKSI TAKTIRDE SITEDEKI KAN DOLASIMINIZI DuRDuRuRuM...!!!


      Forum Saati Cuma Ara. 14, 2018 11:15 pm